"Merhaba dert anası. Tavsiyelerinizi etkili ve samimi bulduğum için bir tavsiye de ben alayım istedim. Ben 25 yaşındayım. Aslında evliliği su sıralar pek düşünmüyordum ama işler benim planladığım gibi gitmedi. Ve Şu sıralar yaşamım için önemli bir karar aşamasındayım. Geçen yaz Alanya'ya ailecek tatile gitmiştik. Orada bir İngiliz ile tanıştım. Onlar da ailecek gelmişti tatile. Babam onun babasıyla samimiyet kurunca aile olarak yakınlaştık. Bu esnada bizde Edward ile aslında ne kadar çok ortak noktamızın olduğunu keşfettik ve birbirimizden etkilenmeye başladık. Tatil bittikten sonra onlar ülkesine döndü biz İstanbul'a geldik ama yine görüşmeye devam ettik telefondan. Hatta Edward ülkesine döndükten sonra bir kez daha İstanbul'a geldi beni görmek için. Böylelikle aramızdaki ilişki ciddileşmeye başladı. İlerleyen günlerde bana evlenme teklif etti. Acele cevap vermemi istemedi. İyice düşünmemi istedi. Tedirginliğimi anladı çünkü. Ailemle konuştum ailem onaylıyor bu evliliği. Aslında ben de evlenmek istiyorum çünkü seviyorum Edward'ı. Adeta ruh eşim o benim. ama evlenirsek Londra'da yaşayacağız. Bu beni korkutuyor. Tamamen yabancı bir kültüre adapte olmazsam diye kokuyorum. Değişik bir kültürleri var sütlü çay içiyorlar mesela. Sabah kahvaltılarında fasulye yiyorlar. Çok saygılı ve nezaketliler aslında ama yinede tedirginim. Bana ne önerebilirsin dert anası. Sence evlenirsem mutlu olabilirmiyim yabancı bir ülkede."
Selam sevgili dertli dostum. Anlaşılan ateş bacayı çoktan sarmış. Baksana damat adayımız Edward ülkesine döndükten sonra bile senden ayrı kalmaya dayanamamış da birkaç ay sonra taaa İngiltere'den kalkmış seni görmeye gelmiş. Bir de yetsin bu hasret deyip, evlenme teklif etmiş. Ee sen de boş değilsin ona karşı, üstelik "ruh eşim" diyorsun. Dünyada kaç kişi, karşısına çıkan biri için rahatlıkla bunu söyleyebiliyor ki? Ruh eşini bulduysan, kaçırmayacaksın. Çünkü o fırsat yaşamda insanın ayağına bir kez gelir. Tamam bizde gelin dediğin nazlı olur ama fazla naz aşık usandırmasın sonra. Bence bir an önce "evet" de ve üzme Edward damadımızı olmaz mı?😊
Sevgili dostum, şimdi kaygılarından bahsedelim. Evet kaygılanmakta haklısın. Daha önce hiç gitmediğin bir ülkeye gelin gideceksin. Her milletin kendisine ait adetleri ve farklı bir kültürü var. Ama bir de şöyle baksan olaya, yeni bir kültürü tanımak güzel olmaz mı? Bu arada sütlü çay içtiklerinden bahsetmişsin. Ben bu çayı daha önce denemiştim. Sana söyleyeyim hiç de kötü değil. Ama "yok ben içmem öyle bulanık çay, benim çayım tavşan kanı olacak, ince belli bardaktan içeceğim" dersen, İngiltere'de bunu yapmaman için önüne nasıl bir engel çıkacak?
Bir gün onlar sana sütlü çay ikram eder denersin, ertesi gün de sen bizim tavşan kanı çayımızı demleyip, ikram edersin yeni ailene. Yemek konusunda da aynı. Ayrıca İngilizlerin sabah kahvaltısı Avrupa'da bizim kahvaltımıza biraz yakın bir kahvaltı türüdür. Yani görmüşsündür zaten, o kahvaltıda yalnızca fasulye yok. Yumurta var, sosis var, kızarmış domates ve kızarmış ekmek de var. Daha ne olsun. Sabah sabah fasulye yemek istemezsen, yeme tabii. Seni kimse zorlayacak değil ya. Ve aynı zamanda sen de orada bizim kahvaltı kültürümüzü tanıtabilirsin.
Bir de şunu hemen söyleyeyim. Bir arkadaşım bir süre Londra'da yaşamıştı. Onun anlattıklarını sana aktarayım. Orada Türk vatandaşlarının sayısı oldukça fazla. Yurdumun sıcak kanlı insanı, dünyanın her yerinde karşımıza çıkıyor. Hatta bazı Türk mahallelerinde aynı bizim buralardaki gibi göbekli, bıyıklı bakkal amcaların bile olduğunu söylemişti arkadaşım.😊 Hem bu amcalar bizim burada satılan ürünlerin hepsini orada da satıyorlarmış. Yani demek istediğim yiyecek ve içecek konusunda endişelenme. Orada bizim yemeklerimizi yapabilir ve aynı zamanda İngilizlerin kültürünü de tanıma fırsatı elde edersin. Önyargılı olma bence. Adetler ve yaşam konusunda endişelerin varsa, eminim Edward sana uyum sağlaman için yardımcı olacaktır.
Eğer aileni ve arkadaşlarını özleyeceğini düşünüyorsan, o zaman koca yaz ne güne duruyor? Yazları eşinle birlikte tatile gelirsin. Belki yine Alanya'ya, yani tanıştığınız yere gider yıldönümünüzü kutlarsınız. 😊 Türkiye'ye gelmişken ailen ve arkadaşlarınla hasret giderirsin. Hem zaman zaman ailen de seni Londra'da ziyaret edebilir. Böylece bu sorun da çözülmüş olur.
Sevgili çiçeği burnunda gelin adayımız, sana bir de Londra'nın güzel özelliklerinden bahsedeyim. Hani filmlerde dizilerde ve kartpostallarda gördüğümüz o meşhur çift katlı otobüsler, Londra'nın simgesi olan kırmızı telefon kulübeleri, tarihi bir atmosfer, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip binalar, Kraliyet sarayı gibi birçok şeyi yakından gözlemleme imkanı elde edebileceksin. Bunlar, belki dünyada birçok insanın görmek istediği ama fırsat bulup gidemediği için göremediği güzellikler. Yalnız burada tek dikkat etmen gereken şey, sanırım bize göre ters yönden akan trafik olmalı. Buradan giden vatandaşlarımız en çok bu konuda zorlanıyorlar haberin olsun. 😊
Yani dostum, Edward'a evet dersen, bence çok mutlu olacaksın. Çünkü zaten birbirinizi tanıyıp sevdiniz. Bu çocuk iyi niyetli olmasa, seni sevmese onca yoldan kalkıp gelip sana evlenme teklif etmez değil mi? Üstelik sana bir de "acele karar verme, iyice düşün" demiş. Bence anlattığın kadarıyla son derece dürüst ve içten bir eş adayına sahipsin. Bu nedenle aklındaki kaygıları bir an önce atıp, evlenme teklifini kabul et. Gitmeden önce burada mutlaka kına gecesi falan yaparsınız, Dert analarını da davet etmeyi unutma tabii. 😊 Seni hep birlikte Londra'ya gelin gönderelim. Siz muradınıza ererken, biz de kerevete çıkıp mutluluğunuza tanıklık edelim. Sana şimdiden yeni yaşamında mutluluklar diliyorum. Bu arada okurlarımızın da sana tavsiyeleri olabilir. Bu tavsiyeleri yorumlara bırakabilirler. Takipte kalmayı unutmayın.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram























