Ofisin giriş kapısının önündeki koridorda profesörle karşılaşan Umay
şaşkınlığını gizleyememişti. Bunu fark
eden profesör onun bir şey söylemesine fırsat vermeden gülümseyerek konuşmaya başladı.
- O
kadar şaşırma canım, arada bir taş devri insanı görünümünden sıyrılıp normal
insanlara benzeyebiliyorum.
Umay, içinden bu benzetmenin ne kadar da doğru olduğunu düşündü bir an. Yine de
Umay, içinden bu benzetmenin ne kadar da doğru olduğunu düşündü bir an. Yine de
- Yok Hocam estafurullah
diyerek, klasik bir cevap vermekle yetindi.
Profesör Umay'ın içinden geçenleri biliyordu oysa...
diyerek, klasik bir cevap vermekle yetindi.
Profesör Umay'ın içinden geçenleri biliyordu oysa...
- Sen şimdi nezaketinden ötürü böyle
diyorsun ama bu ara bu saç sakal işini abarttım farkındayım. Ancak fazla
heveslenme en fazla birkaç gün sürer. Sakallarım biraz uzamaya başladığında
yine eski dağınık halime bürünmem uzun sürmez. Bu halimin keyfini sür bence
dedi.
Umay konuyu değiştirmeye niyetliydi.
- Hocam ben bu keyifli halinizi belgelerle
ilgili olumlu bir gelişme elde ettiğinize yormuştum diye cevap verdi.
Profesör
neşeli bir kahkaha attı ve
-Nerdee!
Ömrümü yedi deli aşçı! Ama bir gün bulacağım. İnanıyorum buna.
-
Ben de öyle umut ediyorum. Hem öyle demeyin ben birçok şey öğrendim bizim
mahlaslı aşçıdan
-
Ne demezsin! Matbah-ı hümayun’un piri üstadı olduk. Acaba bu işleri bırakıp bir dükkan mı açsak
diyorum yahu!. Popüler kültürde şu sıralar Osmanlı eğilimi var
malum. İnsanlar tarih dizilerinden tarihi öğreniyorlar, bizim mekandan da
Osmanlı yemeklerini öğrenirler.
-Ooo süper olur. Yalnız yemekleri biz ikimiz yapacaksak,
mekanı şöyle hastaneye yakın bir yerde açalım derim.
- Hah çok iyi fikir. Bizden giden hastalara
indirim de yapsın hastane oldu olacak.
Umay
ve Hikmet aynı anda kahkahakarla gülmeye başladılar bu dahiyane fikre. Profesör
çok neşeliydi o gün. Bu sabahki sohbet daha keyifli olacak gibi görünüyordu. Profesör Umay’a dönerek konuşmasını
sürdürdü.
- Umay,
şaka bir yana bu ofise ilk geldiğin gün senin kendini bu araştırmaya böylesine
adayacağını tahmin etmiştim. İşini ne kadar severek yaptığın gözlerinden
okunuyordu çünkü. Ama buna karşın bu araştırma nereye varacak gerçekten bilmiyorum.
-Ben de... Ama yine de ilgimi çekiyor bu
metinler ve heyecanlıyım.
- Heyecan kısmı bende de var yahu! Her gece
sabahlara kadar ve bazen de bildiğin üzere gündüzleri seninle birlikte tercüme
ettiğin metinler üzerinden giderek akla gelebilecek her türlü denemeyi
yapıyorum. Bazen azıcık umutlanır gibi oluyorum. Henüz bir şey elde edemedim.
Ama kapıdan içeriye girerken senin umut ettiğin gibi bir şey bulmuş olsaydım,
emin ol gece falan dinlemez seni arayarak uykundan uyandırır ve bu müjdeyi
verirdim.
Umay o esnada mutfağa çoktan geçmiş,
hazırlıklara başlamıştı. Elindeki kurabiye kutusunu mutfak tezgâhına bırakmış,
servis tabaklarını hazırlıyordu. Arkasına dönerek profesöre
-O
heyecanlı aramanızı emin olun sabırsızlıkla bekliyor olacağım
diye cevap verdi. Ve sözlerine heyecanla
ekledi,
- Bugün
size bahsettiğim o çok sevdiğim kurabiyelerden getirdim. Her ne kadar çok zor beğeniyor
olsanız da bunları seveceğinizden eminim.
Diyerek hazırlanan kahveyi ve tabakları sedef
kakmalı sehpanın üzerine götürdü. Profesör de neşeyle kendisini takip ederek,
her zamanki koltuğuna oturdu.
-Kurabiyelerin fena görünmüyor lezzetinde de
bahsettiğin kadar iddialı mı göreceğiz bakalım.
Umay
profesöre,
-Bugün
bana ne anlatacaksınız çok merak ediyorum. Tüm anlattıklarınız sayesinde sanki sizinle birlikte bütün dünyayı
dolaşmış veya üniversitelerde birçok tarihi araştırmada bulunmuş gibi
hissediyorum.
Hikmet, sehpadaki kurabiyelerden birini alıp, ağzına götürmek üzereydi.
-Ama hep ben anlatıyorum. Bugün de sen anlat
istersen. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. Sadece Kurtuluş’ta tek
başına oturduğunu ve kedilerle iyi anlaştığını ve tam bir iş kolik olduğunu
biliyorum. Bir ailen vardır herhalde değil mi? Görüşüyor musun onlarla?
Umay da aslında bu soruların kendisine
sorulmasından korkuyordu bunca zamandır. Kendisinden bahsetmeyi çok sevmezdi ki
o. Profesör gibi anlattığı zaman dinleyeni neşelendirecek pek fazla anısı yoktu
ki... Hele ki ailesinden falan sorular sorulunca, bundan pek hoşlanmazdı. Aile
işte, atsan atılmaz, satsan satılmaz. Umay’ın da mükemmel aile ilişkileri ve
bağları üzerine bir yaşamının olduğu söylenemezdi. Şimdi mecburen profesörün
sorularına cevap verme vakti gelmişti işte...
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram




