Efendim herkese merhabalar. "Edebiyatçıların Bilinmeyen Yönleri" yazı dizimizin bir yenisiyle daha karşınızdayım. Bu paylaşımları yazmak, benim için ayrı bir keyif. Edebiyatı ve edebiyatçıları seviyor olmamın yanında, bu konuya sizlerden olumlu tepkiler almak beni ziyadesiyle keyiflendiriyor.
Bu paylaşımları özellikle bekleyen okurlarımız var. Bu arkadaşlarımızdan biri olan sevgili Aylak Editör her edebiyatçılar paylaşımımıza kendi bloğunda "Haftanın Blog Yazıları" köşesinde yer vererek, bizden desteğini esirgemiyor. Öyleyse yazı dizimizin bu bölümü İbrahim Bey'e ve bu köşeyi bekleyen herkese gelsin. Bakalım dert anası bugün hangi edebiyatçıların bilinmeyen yönlerinden bahsedecek?
1.Yahya Kemal Beyatlı
Bana sorarsanız, Yahya Kemal edebiyatımızın can damarlarından biridir. Öyle ki, Tanzimat döneminde alevlenmeye başlanan eski, yeni Doğu-Batı tartışmalarına son noktayı koyarak, edebiyatımıza bu konularda bir denge kazandırmıştır. Bizim edebiyatımızın zaten köklü bir edebiyat olduğunu kabul eden Yahya Kemal, gelişmek için elbette Batı edebiyatından bazı yeniliklerin alınması gerektiğini savunmuştur. Fakat bunu yaparken de eskiyi reddetmemek gerektiğini belirtmiştir ki, zaten olması gereken bana göre de budur.
Yahya Kemal'in gerçek adı "Ahmet Agah"tır. Tam bir İstanbul aşığı olan bu beyefendi, aynı zamanda İstanbul şairi olarak tanınır. Eserlerinde büyük bir titizlik hakimdir. Tek bir eserini oluşturabilmek için üzerinde yıllarca çalıştığı bilinmektedir.
Eserleri okunduğunda kusursuz bir bütünlüğün hissedilmesi, bu sebepledir.
Yahya Kemal özel yaşamında ise, son derece tembel birisiymiş. Hatta Yakup Kadri anılarında ondan "Şahane bir tembel" olarak bahseder. Bunun yanı sıra Yahya Kemal'in yemeğe olan düşkünlüğü de herkes tarafından bilinir. Güzel sofralar, dost sohbetleri Yahya Kemal'in vazgeçilmeziymiş. Ancak karnı çok açsa, sofrada gözü dostlarını falan görmez, önce karnını doyurmak istermiş Üstelik yemek yerken rahatsız edilmekten de hiç ama hiçç haz etmezmiş. 😊
Efendim Yahya Kemal'in bu yemek tutkusu tabii sürekli kilo almasına neden oluyormuş. Bu konuda arkadaşları ve çevresiyle girdiği birçok eğlenceli diyalog var. Hatta bir keresinde gittiği doktor ona hafif beslenmesini, meyve gibi şeyler yemesini önerince Yahya Kemal, meyveyi yemekten önce mi yoksa sonra mı yemesi gerektiğini doktora sormuş. 😊 Ve tabii yaşamının sonuna kadar hep aşırı yemek yemeye devam etmiş. Kendisine bu konuda takılanlara verdiği pişkin cevaplar da hayli meşhur.
Hazırcevap bir karakteri olan bu sanatçımızı daha iyi tanımak isterseniz öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından yazılan "Yahya Kemal" kitabını okumanızı öneririm. Bir de Mina Urgan'ın "Bir Dinozorun Anıları" kitabında Yahya Kemal'e ilişkin bazı anekdotlar anlatılıyor. Aynı zamanda daha önce de tavsiye ettiğim Yakup Kadri'nin "Gençlik ve Edebiyat Hatıraları" eserinde kendisine ilişkin bilgiler yer alıyor. Tabii bu sanatçımızın Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'a duyduğu büyük bir aşkı da var. Ama bunu başka bir gün anlatacağım.
2. William Shakespeare
İngiliz edebiyatının usta sanatçısı William Shakespeare aynı zamanda dünya edebiyatına da yön verdi. Yazdığı çok sayıda eseri olan bu sanatçı, özellikle İngilizceyi mükemmel kullanışıyla biliniyor. Hani sanatçılar genellikle yaşamlarını sefalet içinde sürdürür. Verdikleri eserlerin değerleri, maalesef kendi ölümlerinden sonra anlaşılır. Böylelikle sanatçılar yaşarken deyim yerindeyse meteliğe kurşun atarlar. Fakat bu durum Shakespeare için kesinlikle geçerli değil. Çünkü bu sanatçımız, ticaret yaşamında hayli aktif bir rol almış. Yaşamını tahıl ticareti yaparak geçirmiş. Hatta Avrupa'da büyük bir kıtlığın başladığı devirlerde dahi bu ticareti yapmaya devam etmiş.
Bir rivayete göre ise, Shakespeare yalnızca ticaret yapmamış. Tefecilik de yapmış. Şimdi İngilizler, yiğitliğin şanına kara leke sürmek istemiyorlar ve bunu şiddetle reddediyorlar. Aman efendim bizim Shakespeare'imiz yapmaz öyle şeyler! Yalandır, iftiradır diyorlar. Amma, o dönemlerde tefecilik yüzünden Shakespeare'in başı fena belaya girmiş. Defalarca mahkemelik olmuş. Hatta tefecilikle uğraşan yalnızca kendisi değilmiş. Bu, onlarda bir aile mesleğiymiş adeta. Shakespeare'in babası da aynı işi yaparmış zamanında. Haklarında açılan mahkemelerin kayıtlarının bazıları da günümüze kadar ulaşmayı başarmış. Buna ilişkin bilgileri Robert Schnakenberg'in yazdığı "Büyük Yazarların Gizli Hayatları" kitabında bulabilmek mümkün.
Shakespeare, bilindiği gibi çok sayıda eser vermiştir. Onun bu kadar fazla eser vermesi, geçim sıkıntısı çekmemesine bağlanıyor. Bir hayli malı, mülkü, zenginliği olan bu sanatçımız, rahatça yaşamını eser vermeye adayabilmiş bu sayede...
3.Zati
Divan şairlerini pek bilmeyiz öyle değil mi? Biliyorsak bile bu şairler lisedeki edebiyat dersi bilgileriyle sınırlı kalır. Liseden mezun olunca ise, unutulur giderler. Oysa ki onların arasında da hayli renkli, eğlenceli karakterler var. Şimdi size anlatacağım sanatçımız Zati. Tabii bir Fuzuli, Baki, Nedim kadar anılmaz onun ismi. Ama bana göre hepsinden çok daha eğlenceli bir zattır kendileri.
Efendim Zati methiye yazmakta ünlü bir şair. Methiye, Divan edebiyatında övgü içerikli şiirlerdir. O dönemde adettir. Övgüler genelde padişahlara yazılır. Padişah şiiri beğenirse, şaire para, altın veya değerli eşyalar verir. Veya iyi günündeyse şaire devlet makamlarında bir görev bile verebilir. Zati de övgü yazmakta ünlü. Ömrü de çok uzun olduğundan birkaç padişahın tahta geçtiğini görüyor. Sırasıyla 2.Beyazıt, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman'a methiyeler yazarak, hepsinden de bazı hediyeler almayı başarmış.
Zati'nin yazdığı methiyeler yalnızca padişahlara değil. Aynı zamanda kendisini de övmeyi çok seviyor. Yazdığı şiirlerde kendisini bir övüyor ki, inanamazsınız. İşte kaslarım şöyle güçlü, kaşlarım böyle çatık ve güzel, dişlerim inci gibi, ben şöyle söz üstadıyım, böyle güzel şiirler yazarım... diye uzayıp giden methiyeleri var kendisi için. Buradan da kendisinin mükemmel bir egoya sahip olduğunu söyleyebiliriz sanırım. 😉
Zati'nin asıl ünü, falcı olmasından geliyor arkadaşlar. O dönemlerde remil adı verilen bir fal çeşidi pek meşhur. Bizim Zati'nin de Beyazıt Camisi avlusunda ufacık bir dükkanı var. Babasından kalan bu dükkanda Zati, hem yazı malzemeleri satıyor. Hem de gelenlere remil falı bakıyor. Yazı malzemesi deyip de geçmeyin ayrıca. O dönemde kuş tüyünden kalemler, hat ve tezhip sanatları için birbirinden özel, orijinal mürekkepler bu sanatlarla uğraşanların vazgeçilmezi. Bir rivayete göre Zati, bu dükkanda çizmecilik de yaparak geçimini sağlıyor.
Ancak dükkanın asıl olayı, buranın dönemin şairler kahvesi olması. Şimdi Zati ünlü ve usta bir şair olduğu için, diğer şairler kendisine, yazdıkları şiirlerini okumaya ve kendisinden bir fikir almaya geliyorlar. Bir de Zati'nin önemli bir özelliği daha var ki, kulakları ağır işitiyor. Genç şairler ona şiirlerini okuduğunda "Zaten kulaklarım da duymuyor, anlayamadım tam! Ama bence olmamış bu şiir git üzerinde çalış!" türünden bahanelerle kendilerini kapı dışarı ediyor. Veee mükemmel bir hafızaya sahip olduğundan o şiirleri genç şair gider gitmez kağıda yazıp, biraz kenarını köşesini değiştirip, kendi şiiriymiş gibi gösteriyor bu zatı muhteremimiz. 😊 Şiirlerinin bazılarını böyle yazdığını iddia edenler var. Ben de onların yalancısıyım valla. 😉
Bugünkü edebiyatçılar paylaşımımızı burada bitirelim artık. Konu eğlenceli olunca benim yazdıkça yazasım geliyor ama bu kadar da uzatmayalım değil mi? Bu arada bu paylaşımımıza ilk kez denk gelenler, daha önceki edebiyatçılar paylaşımlarımızı okumayanlar için serinin önceki üç yazısının linkini şuraya bırakıyorum.
Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Sağlıcakla kalın dostlar. Yorumlardan düşüncelerinizi paylaşmayı da ihmal etmeyin sakın. 😊
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram






