Padişahın musahibi, bazen en yakın arkadaşı ve hatta can yoldaşı Hasan
Can… Yavuz Sultan Selim’e göre her padişahın mutlaka Hasan Can gibi güvendiği
bir adamı olmalıydı. Hem devlet meselelerinde hem de özel yaşamında Hasan Can
onun itimadını en çok hak eden kişiydi. Onun şimdi böyle aceleyle geldiğini
görünce meraklanmadan edemedi.
-Hayırdır İnşallah!
Dedi belli belirsiz bir ses tonuyla
Dedi belli belirsiz bir ses tonuyla
Hasan Can hünkârın
oturduğu sedirin önüne vardığında kan ter içinde ve soluk soluğa kalmıştı. Bu
sıcakta koskoca Topkapı sarayının diğer ucundan has bahçeye yürümek kolay
değildi. Hele böyle aceleyle olunca...
Sultan Selim, bu
boğucu temmuz öğleden sonrasında biraz dinlenmek istediğinden ötürü, az önce
ağalara yanına kimseyi yaklaştırmaması için emir buyurmuştu. Padişahın oturduğu
çardağın etrafı bal rengi, ferah tutan bir kumaşla çevrilmişti. Muhafızlar ise, çardağın iki yanında beklemekteydiler. Hasan Can hızlıca gelip, çardağın önünde
durduğunda muhafızlar ellerinde tuttukları sivri uçlu, soğuk görünmüyle insanın
içini ürperten mızrakları birleştirerek,
onun geçmesine engel olmak istediler.
-Hasan Can Ağa, hünkarımız istirahat ediyorlar.
- Hünkarımıza önemli bir haber getirdim!
Sultan Selim bu
konuşmaları, oturduğu bolca sırma işlemeli yastıkları olan sedirin üzerinden
duyuyordu. Sedirin üzerine, yastıkların arasında rahatça oturarak bağdaş kurmuş
olan padişah, gücün sembolü olan yakut
yüzüklerle donatılmış, iri kemikli elini havaya kaldırarak, gür sesiyle ağalara,
-Ağalar, bırakın gelsin!
Dedi.
Ağalar bu heybetli
emrin üzerine hemen mızraklarını Hasan Can’ın yolundan çektiler. Hasan Can
hızlı hareketlerle ama saygıda kusur etmeden hünkarın önüne geldi ve durdu.
Ellerini karın hizasında birleştirerek, derin bir saygıyla eğildi...
-Hünkarım
Diyebildi.
Sultan Selim’in
parmaklarındaki yakut yüzüklerin parıltısı, kavuğunun üzerine iliştirilen aynı
tonlardaki devasa yakut taşın ışıltısıyla daha da yükseliyordu. Giydiği Hint ipeğinden dikilmiş,
kehribar tonlarındaki ince kaftanın üzerindeki minyatür işlemelerin zarafetiyle
bir padişahtan çok Antik Yunan eserlerinde tasvir edilen heybetli bir Tanrıyı
andırıyordu Sultan Selim. Sanki biraz sonra asasını yere vurarak, gökyüzünden
yıldırımlar düşürecek olan mitolojik Tanrı Zeus’tu. Veya denizcilerin
saygısızlıklarına tahammül edemeyen ve onları cezalandırarak, fırtınalar
estirip, denizleri coşturacak, şiddetiyle donanmaları batıracak olan
Poseidon’du.
Hasan Can bu heybetli görünüme sahip olan padişahın önünde eğilmişken, bunu düşünmekte idi.
Hasan Can bu heybetli görünüme sahip olan padişahın önünde eğilmişken, bunu düşünmekte idi.
Hünkar eliyle Hasan
Can’a doğrulmasını işaret etti ve kalın, gür kaşlarını çatarak, hiddetle sordu:
-Hasan Can ne bu vaziyetin, bu telaş ne?
Hasan Can sesini hünkârın yanındaki diğer
cariyelerin ve ağaların duymasını engelleyecek şekilde alçaltarak cevap verdi:
-Hünkârım Hak Teala’nın izniyle size hayırlı haberler
getirdim!
Bunu duyan Sultan
Selim’in az önce yüzünde fırtınalar estiren karamsarlık yok oldu. Hasan Can
hünkarın yanına bir adım daha yaklaştı ve sesini diğerlerinin duymasını tamamen
engellercesine iyice alçaltarak konuşmaya devam etti.
-Hünkarım nihayet Mısır sarayından beklediğiniz müjdeli
haber geldi.
Bu haber Sultan
Selim’in keskin bakışlı siyah gözlerini buğulandırdı. Ellerini gökyüzüne doğru
açarak:
-Allah’ım sana şükürler olsun
Diyebildi.
Hasan Can, onun bu
habere sevineceğini biliyordu. Hünkarının yüzünün sevinçle aydınlanması onun da
içini rahatlatmıştı.
Hünkar dudaklarını
hafifçe kımıldatarak, içinden bir şükür duası okudu. Ve dua sırasında havaya
doğru kaldırdığı ellerini yüzüne doğru usulca sürerek
-Amin!
Dedi.
Sonra Hasan Can’a döndü ve:
Sonra Hasan Can’a döndü ve:
-Gören, duyan oldu mu?
Diye sordu.
Hasan Can:
Hasan Can:
-Asla hünkârım. Tıpkı emrettiğiniz gibi mektup gelir gelmez
size haber verdim.
- Mektup kime gönderildi.
-Buyurduğunuz üzere aşçıbaşı Bülbül Ağa’ya yollandı
Hünkarım.
-Güzel…
Dedi Yavuz Sultan
Selim, sorularına tam da istediği cevapları almış olmanın rahatlığıyla.
-Derhal Mısır Sarayına haber yollansın. Gereken hazırlıklar
her ne ise, erkânına uygun biçimde yapılsın.”
-Emredersiniz hünkârım.
Diyen Hasan Can eğilmiş vaziyetteyken, geri geri birkaç
adım attı. Hünkarı tekrar selamlayarak, huzurdan ayrıldı.
Sultan Selim’in
Hasan Can’ın hızla ilerleyen adımlarını takip eden gözlerine bu bahçe, artık
daha geniş ve daha renkli görünüyordu. Aylardır beklediği haberdi bu. Ve
Allah’ın kendisine bahşettiği bir lütufla nihayet gelmişti. Bunaltıcı sıcaktan bile eser kalmamıştı
şimdi. Bu haber cennet bahçelerinden gelen bir esintiydi payitahtın
üzerine ve kolay kolay etkisini kaybedecek gibi görünmüyordu.
Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır.
Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram





