Efendim herkese merhabalar. Bir mitoloji hikayesiyle daha huzurlarınızdayım. Hani dedik ya, mitolojiler insanların dünyayı anlamlandırma çabasından doğmuştur. Böylelikle mitolojik hikayeler her şeyin oluşumunu, var olma nedenini açıklamaya çalışır. Bugünkü hikayemizde nergis çiçeklerinin hikayesini anlatacağım size. Hani baharın müjdecisidir nergis çiçekleri. Kışın soğuk ve karanlık yüzü çekilip, bahar geldiğinde kırlarda açarlar... İşte o çiçeklerin aslında çok hüzünlü bir hikayesi var.
Aslına bakarsanız bu hikaye birçok farklı şekilde anlatılır. Benim sizlere anlatacağım türü, içlerinde benim en mantıklı ve detaylı bulduğum hikayedir. Umarım beğenirsiniz, diyerek hemen hikayemize başlayalım.
Bir önceki mitolojik hikayemizde sizlere Hera'dan bir hayli bahsetmiştik. Hikayeyi okumamış olan dostlarımız Vakitsiz Öten Horozların Hikayesi başlıklı yazımızı okuyabilir. Orada Hera'nın ne kıskanç, ne huysuz bir kadın olduğunu anlatmıştım sizlere. İşte bu Hera, bugünkü hikayemizde de dolaylı yollardan da olsa dahil olacak.
O zamanlarda Tresias adında bir kahin var. Bu kahin, tam yedi yıl boyunca bir kadın olarak yaşamış. Tabii bu mitolojik varlıklar, istediklerinde istedikleri kılığa ve cinsiyete bürünebiliyor. Tresias da kendisini bir kadına dönüştürüp, yedi yıl boyunca böyle kalmış. Bu süre zarfında kadınların cinselliğe olan merakının, aslında sanıldığından daha fazla olduğunu tespit etmiş. Üstelik bunu gidip Zeus'a söylemiş. Sen misin söyleyen, Hera sinirinden deliye dönmüş. Tabii söz konusu kadınların cinsel yaşamı olunca Hera'nın bu konuda maşallahı var! Kırdığı cevizlerin Zeus'un kulağına gitmesinden de çekiniyor. Hal böyleyken Teresias'a verilecek bir ceza kaçınılmaz olmuş ve onu kör etmiş.
Zeus bunu görünce çok üzülmüş. Demiş ki " Tresias, bizim hanım yapmış bir eşeklik, onun sana verdiği bu cezayı geri alırsam, halim harap olur. Ama telafi etmek için ben sana geleceği görme yeteneği vereyim de bari, gözlerine ihtiyacın kalmasın" Böylelikle Tresias, Atina'nın en ünlü kahini olmuş.
Günlerden bir gün Atina'da bir çocuk doğmuş. Çocuğun adını Narcissus koymuşlar. Ve o zamanlarda adet, doğan çocuklar kahine götürülür. Yaşamıyla ilgili kehanetlerde bulunur kahin. Narcissus'u Tresisas'a götürdüklerinde, Tresias onun hakkında önemli bir kehanette bulunmuş. Demiş ki, bu çocuk çok yakışıklı olacak. Herkes ona aşık olacak. Cümle Atina'da ona aşık olmayan cinsi latif kalmayacak. Bu çocuk mutlu ve uzun bir ömür yaşayabilir. Ama tek bir şart var! Çocuk asla kendi güzelliğini görmemeli.
Gel zaman git zaman Narcissus büyümüş. Kahinin dediği gibi inanılmaz yakışıklı bir zatı muhterem olup çıkmış kendileri. Fakat çevresindekiler de kahinin sözünü tutmuş ve kendisini görmemesini sağlamışlar. Narcissus aslında çok memnunmuş hayatından. Tanrıçalardan perilere kadar herkes ona aşık olmaya başlamış. Ama Narcissus hiçbirine yüz vermiyormuş! Her birine bir kusur bulup yolluyormuş. Hiç kimse yeterince "iyi" değilmiş onun için. Narcissus kendi yüzünü hiç görmemiş ama yine de kendisine karşı içten içe duyduğu bir hayranlık varmış. Kendisini hep "üstün" görür kimseleri yanına yakıştırmazmış.
Bir gün Echo çıkmış Narcissus'un karşısına. Echo, bir su perisi imiş. Ve tabii o da bizim fettan Hera'nın gazabına uğrayan bir mağdurmuş aslında. Echo, iyi hoş kızmış da, zamanında biraz gevezeymiş. Çok konuşur, başladı mı susmak bilmezmiş. Hera bu gevezeliğe dayanamamış tabii. Echo bir gün öyle bunaltmış ki Hera'yı konuşmasıyla, Hera " Aaaaa bu nedir yahu! Kız azcık sus! Senin yüzünden fettanlık düşünemiyorum!" deyip, hemen Echo'nun konuşma yeteneğini elinden almış. Echo, o günden sonra hep, en son söylenen sözü tekrar etmeye başlamış.
Hani yüksek bir yere çıkıp bağırdığınızda, son sözünüz yankılanır ve biz ona eko deriz ya; işte o eko aslında bizim mitolojideki Echo'nun iç çekişiymiş. Valla ben de mitolojinin yalancısıyım a dostlar. 😊
Efendim bir gün Echo, Narcissus ile karşılaşmış. Tabii görür görmez vurulmuş. Ama Hera'nın gazabı yüzünden konuşamıyor. Bunu bildiği için de aniden ortalıktan kaybolmak zorunda kalmış. Narcissus "Kim var orada?" diye sordukça, Echo sadece "orada" diyebiliyormuş. Narcissus da sıkılmış bu oyundan ve muhtemelen Echo için " Yazııkkk, gül gibi kızdı ama deli herhalde" deyip, Oradan ayrılmış.😊 O günden sonra da Echo ne zaman Narcissus'a yaklaşmaya çalışsa, Narcissus onunla ilgilenmemiş.
Şimdi geliyoruz hikayenin asıl bombasına. Echo bir içerlemiş bu duruma bir içerlemiş. Aynı zamanda nasıl aşık, nasıl aşık, gün geçtikçe eriyor adeta. Zavallı kızcağız bir deri bir kemik kalmış kederinden. Bakmış bu iş böyle olmayacak, "madem bana yar olmuyor, kimseye olmasın" deyip, tarihin gelmiş geçmiş ennnn dehşet verici ve etkili bedduasını etmiş. Sıkı durun geliyor hele;
"Eyyy Narcissus, bu zavallı Echo, senin yakışıklılığın yüzünden eridi bitti. Ama dilerim sen de mutlu olma. Ben nasıl senin güzelliğinde eriyip bittiysem, sen de kendi güzelliğinde eriyip, bit. Kendi güzelliğin senin sonun olsun! Ama yine de bu dünyaya senin güzelliğinden bir anı kalsın. İnsanlar, bunu gördükleri zaman, benim aşkımı, senin güzelliğini hatırlasın!" demiş.
Efendim o anda Olympos dağı bir hareketlenmiş, tüm Tanrılar ve Tanrıçalar bu bedduayı duymuş. O esnada Hera " Ayy yine mi bu sersem şey! Keşke şunun düşünme yeteneğini de elinden alsaydım" diye düşünmemiş değil tabii. 😊 Ama diğer Tanrıçalar bu kadar kayıtsız kalamamış bu yürek dolusu acıya. Ve bedduayı kabul etmeye karar vermişler. Hikayenin bundan sonrasında " Yandın sen oğlum Narcissus" demekten başka şansımız yok yani.😊
Şimdi bu beddua kabul edilirken, herkesin aklına Tresias'ın kehaneti gelmiş. Hani dedi ya, bu çocuk kendisini görürse onun sonu olur diye. Edilen beddua da bu kehanetle örtüşüyor. İşte bu nedenle Narcissus'un aklına birden göl kenarına gitmek gelmiş. Gölün kıyısına gitmiş, göle eğilmiş, bir su içeyim bari demiş. Ama bir de bakmış ki sudaki yansımasına, o da ne? Amanıınnn bu ne güzellik! Yani bunca zaman kendimi görmedim ama bu kadınlar da bana aşık olmakta haklıymış birader! deyip, suya biraz daha eğilmiş. Aman şu kaşın heybetine, şu saçın güzelliğine, burnun hokkalığına bakın derken, Narcissus cumburlop diye suya yuvarlanmış. Oracıkta boğulmuş kalmış. Tabii su perileri buna acımışlar, sudan çıkarmışlar ama iş işten geçmiş.
İşte o anda, Narcissus'un cansız bedeninin durduğu yerde bir çiçek bitmiş a dostlar. Bu çiçek o günden beridir, talihsiz aşıkların kederini ifade edermiş. Güzelliğiyle her bahar açarken, Narcissus'ın yakışıklılığından Echo'nun hüznünden bir parça taşırmış içinde. Şimdi bu kadar anlattık, çiçeğin görselini paylaşmamak olmaz değil mi? Buyurunuz, bakın ne kadar güzel...
Tabii Narcissus'tan bize kalan yalnızca Nergis çiçeği değil. Hani kendini çok beğenen insanlar vardır ya! Onlara "Narsist" deriz. Hikayeden yola çıkarak "Narsizm" kavramının temellerinin de Narcissus'tan geldiğini hemen belirtelim.
İşte böyle dostlar. Bugün de mitoloji köşemizde sizlerle bir hikaye daha paylaşmış olduk. Yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım. Takipte kalmayı unutmayın. Şimdilik hoşçakalın.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram






