1518 Topkapı Sarayı
Akşam güneşi göz alıcı yansımalarıyla kırmızının bütün
tonlarını payitahtın çehresine yayarken, şehrin surlarından yapılan top atışları yeri göğü inletiyordu. Bir bayram havası
ile şehrin dört bir yanında yaşayan herkes, kudretli padişahın dönüşünü
kutlamak üzere şehir meydanına toplanmıştı.
Kazanlar kaynıyor, herkese yemekler, fıstıklı şerbetler dağıtılıyor, mehter takımının davulları ve zilleri bu anlamlı günü herkese ilan etmek için ritm tutuyor, kahramanlık marşları söyleniyordu. Padişahın atıyla geçtiği yollar boyunca altınlar saçılıyor, cümle ahali bu altınları toplayabilmek için birbiriyle yarış ediyordu. Herkes tek bir nefes olmuşcasına coşkuyla haykırıyordu: -
-Padişahım çok yaşa! Kılıcın uzansın arşa!
Kazanlar kaynıyor, herkese yemekler, fıstıklı şerbetler dağıtılıyor, mehter takımının davulları ve zilleri bu anlamlı günü herkese ilan etmek için ritm tutuyor, kahramanlık marşları söyleniyordu. Padişahın atıyla geçtiği yollar boyunca altınlar saçılıyor, cümle ahali bu altınları toplayabilmek için birbiriyle yarış ediyordu. Herkes tek bir nefes olmuşcasına coşkuyla haykırıyordu: -
-Padişahım çok yaşa! Kılıcın uzansın arşa!
Yolun kenarlarına sıralanmış, heyecanla
kendisini karşılayan halkın arasından beyaz atına kurularak tüm heybetiyle
geçen padişah Yavuz Sultan Selim Han, ilk Türk İslam Halifesi olarak payitahta
geri dönüyordu. Arkasında onu takip eden diğer devlet
erkânı bulunuyordu.
İki yıl sürmüştü Mısır Seferi. Bu süre içerisinde tüm ordu zorlu koşullarda savaşmış, çölleri aşmış ve Mısır’ı Osmanlı mülküne dâhil ederek, kutsal emanetleri İstanbul’a getirebilmek adına her ne gerekiyorsa yapılmıştı.
Padişah Yavuz Sultan Selim, Osmanlı Padişahlarına atfedilen “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” sıfatına yaraşır bir biçimde hilafeti Arapların elinden alarak, Allah’ın adaletini dünyaya yaymak üzere Osmanlı Hanedanına mahsus kılmıştı.
Mağrurdu Sultan Selim ve bir o kadar da mütevazı. Akşam güneşinin vurduğu kara yağız çehresindeki parıltı, kulağına taktığı “Allah’ın kölesiyim” manasına gelen küpesinin ışıltısına karışıyordu. Kaftanının eteklerindeki altın işlemeler ve kavuğunun üzerinde bulunan yakutların, güneşin kızıllığıyla buluşarak yansıttığı kor ateş renkleri, kazanılan zaferin parıltısını tüm İstanbul’a ilan ediyordu.
İki yıl sürmüştü Mısır Seferi. Bu süre içerisinde tüm ordu zorlu koşullarda savaşmış, çölleri aşmış ve Mısır’ı Osmanlı mülküne dâhil ederek, kutsal emanetleri İstanbul’a getirebilmek adına her ne gerekiyorsa yapılmıştı.
Padişah Yavuz Sultan Selim, Osmanlı Padişahlarına atfedilen “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” sıfatına yaraşır bir biçimde hilafeti Arapların elinden alarak, Allah’ın adaletini dünyaya yaymak üzere Osmanlı Hanedanına mahsus kılmıştı.
Mağrurdu Sultan Selim ve bir o kadar da mütevazı. Akşam güneşinin vurduğu kara yağız çehresindeki parıltı, kulağına taktığı “Allah’ın kölesiyim” manasına gelen küpesinin ışıltısına karışıyordu. Kaftanının eteklerindeki altın işlemeler ve kavuğunun üzerinde bulunan yakutların, güneşin kızıllığıyla buluşarak yansıttığı kor ateş renkleri, kazanılan zaferin parıltısını tüm İstanbul’a ilan ediyordu.
Topkapı sarayının
ağır kapıları yavaş yavaş, gıcırdayarak açıldı. Kalın
ve ürkütücü bir ses saray halkına, padişahın geldiğini, dolayısıyla kendilerine
çeki düzen vererek padişahı selamlamaları gerektiğini haber veriyordu:
-Destur! Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri!
Bu uyarının üzerine sarayın bahçesinde bulunan tüm saray
ahalisi ve devletin önde gelenleri padişahın huzurunda ellerini göğsünde
birleştirerek, saygıyla eğildiler. Sarayın avlusunun iki tarafında saf olarak,
eğilenlerin arasından atının sırtında gururla geçen padişah, sarayın kapısına
geldiğinde atından indi.
Hizmetkârları atından inmesine yardımcı olurlarken, sarayın içerisinde bulunan cariyeler de taşlığın iki yanına dizilerek hünkârı selamlamak için eğilmişlerdi. Padişah geçtikten sonra ardından kızlar ağası tarafından taşlığa saçılan çil çil altınların sesi, cariyeleri hareketlendirmiş, buğday atılan güvercinler gibi sekerek altınları toplamaya başlamışlardı bile…
Sultan Selim Han şanlı zaferlerin resmedildiği iki yıllık sürenin sonunda, aylar süren bir yolculuk yaparak, nihayet evine dönmüştü. Şimdi biraz dinlenme zamanıydı kendisi için. Sonra da yeni seferler planlanacak, yeniden fetihlere gidilecekti.
Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır.
Hizmetkârları atından inmesine yardımcı olurlarken, sarayın içerisinde bulunan cariyeler de taşlığın iki yanına dizilerek hünkârı selamlamak için eğilmişlerdi. Padişah geçtikten sonra ardından kızlar ağası tarafından taşlığa saçılan çil çil altınların sesi, cariyeleri hareketlendirmiş, buğday atılan güvercinler gibi sekerek altınları toplamaya başlamışlardı bile…
Sultan Selim Han şanlı zaferlerin resmedildiği iki yıllık sürenin sonunda, aylar süren bir yolculuk yaparak, nihayet evine dönmüştü. Şimdi biraz dinlenme zamanıydı kendisi için. Sonra da yeni seferler planlanacak, yeniden fetihlere gidilecekti.
Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram




