Merhaba sevgili dostlar. Bugün sizlerin bulunduğu yerlerde durum nasıldı bilmiyorum ama İstanbul ve civar bölgelerine kar yağdı. Karlı günleri ben çok severim. Çocukluğumdan bu yana kar, benim keyfimi yerine getiren bir etken olmuştur. Evet belki çok fazla yağmadı ama bu kadarlık bir kar yağışı bile benim keyfimi yerine getirmeye yetti. Hazır keyfim yerine gelmişken, bugün keyif aldığım bir konuyu yazayım dedim. Bayağı zaman oldu, "Edebiyatçıların Bilinmeyen Yönleri" yazı dizimize devam edemedim. Son zamanlarda sizlerden gelen soruları yanıtlamaya o kadar çok daldık ki, bu konuya değinmeye fırsat olmadı. Bugün yine ilginç bulacağınızı düşündüğüm konularla bu yazı dizisine devam edeyim diyorum. Hazırsanız, başlayalım.
1.Fyodor Dostoyevski
Şüphesiz, dünya edebiyatının en güçlü isimlerindendir Dostoyevski. Hatta eserleriyle kendisinden sonra gelen birçok yazara örnek teşkil etmiştir. Ama edebiyattaki başarısının yanı sıra özel yaşamında bazı konularda pek de örnek alınacak şeyler yaşamadığına tanıklık ediyoruz. Dostoyevski, özel yaşamında kumara çok bağımlıydı. Zaman zaman bu yüzden büyük kumar borçlarının altına girer, başını belaya sokmadan edemezdi. Hatta meşhur bir eseri var ya, "Kumarbaz". İşte yine kumar borcu yüzünden başını belaya soktuğu günlerde, bu borcu ödeyebilmek adına 20 gün içerisinde bu eseri yazıp tamamlamak durumunda kalmış. Ve tabii romanın içinde kendisinden izlerin olduğunu da söylemeye gerek yok sanırım.
Dostoyevski, kumar tutkusu yüzünden çoğu zaman yanlış şeyler yapmış. Hatta bir rivayete göre eşinin pahalı kıyafetlerini, paralarını ve takılarını evden gizlice alıp kumarda harcadığı söylenir. Yine bir rivayete göre devrin Rusya'sının önemli edebiyatçılarından olan Ivan Turgenyev ile yakınlaşmaya çalıştığı anlatılır. Bunun sebebi Turgenyev'in büyük bir mal varlığının olması. Dostoyevski, Turgenyev ile arası bozuk olmasına rağmen, kendisini methiyelerle övüp, sonunda da borç para isteyen bir mektup yazmış. Turgenyev'de tabii ki bu mektuba cevap vermemiş.
Dostoyevski'nin bu özellikleri yüzünden zor bir hayatı olmuş. Ülke ülke gezmiş. Her gittiği yerde kumar yüzünden sorunlar yaşamış. Yaşamını çoğunlukla beş parasız geçirmiş. Belki bu yaşadığı sıkıntılar, onun sanatının ilham kaynağı olmuş bilinmez tabii. Ama her şeye rağmen Dostotevski'nin bir sanat dehası olduğu gerçeğini unutmamız mümkün değil.
2. Cenap Şahabettin
Bugün kar yağışından bahsetmişken Cenap Şahabettin'i anmamak olmazdı. Cenap Şahabettin'in "Elhan-ı Şita" adında bir şiiri vardır. Kış Şarkıları anlamına gelen bu şiirde sanatçı, karın yağışını yeryüzünün çirkinlerini örten bir güzellik olarak tanımlar. Son zamanlarda dünyada artan kötülükleri görünce, şairin bu düşüncesine ben de zaman zaman katılmıyor değilim.
Efendim Servet-i Fünun edebiyatının yapı taşlarından Cenap Şahabettin'in asıl mesleği doktorluktu. Babası, henüz kendisi küçükken Plevne'de şehit düşmüştü Cenap Şahabettin'in. Çok zeki bir çocuktu. Eğitim hayatı bu yüzden çok parlak geçmişti. Tıbbiye İdadisi ve Askeri Tıbbiye okullarından başarıyla mezun oldu. Bunun ardından da Paris'e uzmanlık eğitimi için gitti. Sanatçı ülkeye döndükten sonra Cidde, Rodos ve Mersin gibi yerlerde doktorluk mesleğini icra etti. Hatta düz yazı türünde kaleme aldığı eserlerinde bu gittiği bölgeleri anlattığı bölümler de var.
Paris'te kaldığı yıllar, yalnızca doktorluğu için değil, sanatını geliştirmesi için de etkili oldu. Devrin Fransız edebiyatçıları ile birebir görüşme fırsatı elde eden Cenap Şahabettin, Servet-i Fünun topluluğu kurulduktan sonra, bilgilerini topluluğun diğer üyelerine de anlattı. Bu nedenle toplulukta, kurucu ve yönetici olarak bilinen Tevfik Fikret'ten daha üstün olduğunu savunanlar vardı.Hatta Fikret'in içten içe bu duruma sinirlendiğini de söyleyenler var.
3. Charles Dickens
İngiliz edebiyatının ünlü ismi Charles Dickens söz konusu olduğunda aklıma hemen "Büyük Umutlar" romanı gelir. Özellikle sevdiğim bir romandır. Ve fırsat buldukça yeniden okumak isterim bu değerli eseri. Okumayanlar varsa, mutlaka tavsiye ediyorum.
Charles Dickens, hayvanseverliği ile tanınmakta idi. Evinde yedi tane köpeği, bir kedisi, kanaryası ile birlikte mutlu mesut yaşıyordu. Ama bu hayvanların arasında bir de kuzgun vardı. Bu kuzgun onun için çok özel bir hayvandı ve hayvanlarından en çok onu severdi. Hatta kuzgun öldüğü zaman onu gömdürmemiş. Ve hayvanın doldurulmasını sağlayarak, evinin baş köşesine koymuş. Dickens'ın ölümünden sonra ise kuzgun, Philedelphia Free Library'de sergilenmeye başlanmış.
Dickens'ın birçok ilginç özelliği de var. İlhamını açığa çıkardığı gerekçesi ile sık sık morglara giderdi. Morgların sessizliğinde ve soğuk ortamında uzun süre oturan sanatçı, bu sayede düşünmeye fırsat bulduğunu söylerdi. Aynı zamanda sanatçı insan bilinç altını inceler, rüya yorumları yapmaya çalışır, insanları hipnotize ederek sorunlarının kaynağına inmeye çalışırdı. Bunun dışında bir de uyurken yüzünün mutlaka kuzeye dönük olması gerektiğine inanır, aksi halde uyuyamazdı. Batıl inançları da aşırı derece fazla olan Dickens, Londra'dan ne zaman ayrılacak olsa, bunu bir romanının son bölümünün yayınlandığı güne denk getirirdi. Cuma günleri onun uğurlu günüydü. Objelere üç kez dokunduğu zaman ise, uğur getireceklerine inanıyordu. Tüm bu özellikler Dickens'ı oldukça ilginç bir karakter yapmaya yetiyor.
Bugün sizlerle üç yazarımızın daha bilinmeyen yönlerini paylaştım. Umarım keyifle okursunuz. Eklemek istediğiniz şeyler olursa veya paylaşmak istediğiniz düşünceler, mutlaka yorumlara bekleriz. Kendinize çok iyi bakın. Takipte kalmayı unutmayın.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram






