"Sevgili dert anası, zihnimde hala yazılmamış cümleler var yazısını okudum ve bu bana dert oldu. nasıl olduğunu yazdıklarımı okudukça anlayacağını biliyorum. biraz uzun olacak sanırım ama dert bu malumunuz. anlatması yazması bile dert oluyor bazen. madem öyle anacım ben ufaktan kendimi tanıtarak derdimi anlatayım. 37 yaşımdayım orta seviyede bir eğitim aldım. çocukluğumdan itibaren birçok farklı şehirde ve bölgede yaşadım ve işim gereği Türkiyenin yedi bölgesinde birçok şehrinde belli aralıklarla bulundum. konuştuğum birçok kişiyi hemşehrisi olduğuna ikna edebilecek kadar iyi tanıyorum yurdum insanını. ayrıca yine işim gereği yılda birkaç farklı ülkede yılın ortalama 8 ayını geçiriyorum. yani anacım demem o ki bu kadar gezerken sanırım ilham perilerinin dağına ben bodoslama çarptım. tamam yazmayı çok istediğimi düşünüyorum da düşüncelerimi yazmaya korkuyorum. hatta yazdıklarımın okunmasından bile çekiniyorum. mesela bi twitter hesabı açtım. ama hiç takipçisi olmamasına rağmen, saçmaladığımı düşünebilirler diye hiç twit atmadım. çünkü bence zihnimdeki yazılmamış cümleler zihnimdeki her düşüncenin birere aynası sanırım. parnas dağına çarptığım sürede ben o aynaları çatlattım zihnimde. sürekli dolanan cümleler var ama bırak yazmayı, söylemeye gerek görmediğim, sırf çok fazla akıcı ve birbiri ardına süregelen düşünceler sebebiyle tedavi görüyorum. Bana kalırsa, gerçekleri söylüyorum ama uzmanlara göre hastaneye yatmam gerekiyor. düşünsene anacım, düşündüklerimi söyleyince erenköye ambulansla sevkedilmen lazım derken doktorum, bide yazsam hangi parmaklıklar arasına konulurum acep. 😊
Efendim benim teşhisim bipolar bozukluk diye psikolojik bir rahatsızlık ama hastamıyım değilmiyim bilmiyorum. ve zihnimdeki hala yazılmayan cümleleri yazdıktan sonra sizde fikir belirtirseniz sevinirim. hastamıyım bilmiyorum dedim çünkü kendimi normal görüyorum, bana kalırsa diğer insanlar anormal. ama bu kadar anormal insan arasında tek normal olarak anormal görünmeminde mantığının farkındayım. sanırım beni hasta sanıyorlar. buda onların düşüncesi saygı duyarım. Hatta ilaçlarımı alıp, düşünemeyen biri olunca hayat sıradanlaşıyor. etraftaki hayata uyum sağlayabiliyorum ama bundanda hoşlanmıyorum. bizi diğer canlılardan ayıran şey düşünmek ama düşünen ilk insanın, ilk düşüncesi, kendini düşünmekmiş bence. ve düşüncede bu paralelde evrilmiş her düşünen insan, önce kendi çıkarını düşünmüş. ve gerçek düşüncelerini saklamış etraftan. çekinmiş çevreden, korkmuş, susmuş, saklamış düşüncelerini. çünkü kurnazca kendini düşünenler, başkalarının düşünmesini istememiş.mitler uydurup, teolojiler üretmişler. kitleleri kendine inandırıp, istedikleri gibi yönetmişler. binlerce örnek verebilirim. her bir örneğim için de farklı bir ideoloji tarafından hedef gösterilebilirim. din derim, dindarlar, politika derim siyasetçiler, halk derim de milliyetçiler deli olduğumu söyler. çünkü hiç kimse, kendi düşüncesinin kabul edilmemesini hazmedemez. binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca insanın inandığı düşünce yanlış, seninki doğru olamaz! o kadar insan aptal da bir sen akıllı olamazsın. zorlarına gider, hakaret kabul eder, ezer, sindirir, bastırır, tecrit eder, hatta öldürürler bile hiçte umurlarında olmazsın. onlar için sen, sistemin bi parçası olmalısın. değilsen faydasızsın. bu, ilk çitler kurulduğu andan itibaren şimdi sınırlarla devam ediyor. bugün herkes eşitlikten dem vuruyor, ama herkes işine geldiği kadar. çünkü herkes kölesi olduğu sistemin dışına çıkmaya çıkarı doğrultusunda korkuyor. ve bunu kime anlatmaya kalksam haklı olduğumu bilse bile sen anormalsin diyor, doğrumu diyor anacım? Bugün zihnimden geçen cümleler bunlar, yarın ne yazarım, ne kadar yazarım bilmem zihnimdeki perilerden selamlar."
Wuhuuu sevgili dertli dostum, sen ne dolup taşmışsın böyle! Senin zihnindeki yazılmamış cümleleri toplasak, art arda eklesek, dünyanın çevresini dolaşır da uzaydaki kara deliklere bile uzanan bir yol olur! Kaç milyon ışık yılı yol alır bu cümleler biliyor musun? Ama unutma, insanlar henüz ışık hızına ulaşamadı. Dolayısıyla bu söylediklerinin anlaşılmaması o kadar normal ki... Dünya tarihinde kimler anlaşılamadığı için delilik ile suçlandı bir bilsen...
Sevgili dertli dostum, bana buradan hiç de deliymişsin gibi görünmedin. Hatta o zihninde yazmaktan çekindiğin cümleler bana pek bir dahiyane geldi. Tek problem ne biliyor musun? Düşünmeyi, sorgulamayı çok da sevmeyen insanların dünyasında yaşıyoruz hepimiz. Herkes dayatılan dogmaları doğru kabul ediyor. Gelenekler, adetler, alışkanlıklar hepsi birer ölçüt sayılıyor. Kim ki bu ölçütlerin dışına çıkarsa, deli olmakla suçlanıyor.
Dostum, biliyorsun ki yüzyıllardır süren bir sistem var. O sistemin çarkları, insanların her şeyi olduğu gibi kabul etmesine dayalı. İnsanlar eğer bir şeyleri sorgulamaya, düşünmeye başlarsa, o zaman çark durur. Ve o çarkı döndürenler bunlar hiç hoşlanmaz. Neden mi? Sonra insanlar nasıl göz göre göre dünya yok olup, harap edilirken buna göz yumacak? Dünya savaşlarla, kavgalarla, hırslarla cehenneme dönüşürken, düşünmeyen, sorgulamayan insanlar olmazsa, kim bu cehennemi ayakta tutanları çılgınca alkışlayacak?
O çılgın kitleler, düşünürse, sorgularsa; ömürlerini 3 kuruşluk maaşlar için sattıklarını, buna karşılık kazandıkları paraları modern sistemin dayatmaları için nasıl da güle oynaya harcadıklarını fark etmeyecek mi sence? Yani düşünsene insanlar 1 yıl boyunca köle gibi çalışıp, yazın kredi kartına taksitle tatile gidiyor! Neden? Sosyal medya platformlarında hava atmak için. Tabii bunun kış aylarında tbt si var. Sosyetik arkadaşlar arasında ballandırarak anlatması var. Bana göre bu şekilde yaşayan, modern sistemin köleleştirdiği insanlar asıl deli! Bu verdiğim örnek, modern yaşamdan ilk aklıma gelen şey. Buna daha yüzlercesini örnek gösterebiliriz.
Sevgili dertli dostum, bu yazdıkların aklıma George Orwell'ı getirdi. Ünlü 1984 distopyasında aynen şu cümleyi kullanır: "War is peace, freedom is slavery, ignorance is strength." Yani "Savaş, barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet güçtür!" Düşünsene modern dünyayı, tüm savaşlar, dünya barışı adı altında yapılır. İnsanlar günümüzde hesapta özgür değil mi? Yani kölelik artık kaldırıldı! Ama cebinde para olmasın da bak seni kim insan yerine koyuyor! Paranın kölesi olduk hepimiz. Cehalet desen diz boyu! İnsanlar okumuyor, dinlemiyor, öğrenmiyor. Bunun yerine popüler kültürün zırvalıklarını takip ederek, eğlendiğini zannediyor. Ve bu cehalet, sistemin çarklarını döndürenleri keyiflendiriyor. Çünkü insan cahil kalmazsa, düşünür. Düşünürse, sorgular Sorgulamaya başlarsa, insanın önünde hiçbir çark kalamaz. Bu dünyayı cehenneme çeviren çarkların hepsi yok olur gider. Dolayısıyla senin herkesten farklı düşünmen, bu yüzden normal kabul edilmiyor dertli dostum. Seni çok iyi anlıyorum.
Bu yazdıkların, aynı zamanda aklımda kendi yazdığım kitabımda kullandığım bir cümleyi getirdi. Kitap derken, yayınlanmış bir şey değil. Henüz taslak halinde ama aklıma gelmişken o cümleyi yazmak istiyorum. Hikayemde iki profesör var kahramanlar arasında. Onlara da aynen sana dedikleri gibi "deli" diyorlar. Bir sahnede bu profesörler konuşurlarken biri diğerine diyor ki, "Kimileri ağaçtan düşen elmalardan bilimsel yasalar yazar. Kimileri masal alemlerine kanıp, gökten 3 elma düşmesini bekler. Ama bu dünyanın öyle bir düzeni var ki, buna göre gökten elmalar düşmesini bekleyenler akıllı; ağaçtan düşen elmalardan bilimsel yasalar yazanlar deli olarak nitelenir"
Sevgili dertli dostum, yazdıkların arasında zihnindeki yazılmamış cümlelerinin Parnas dağına çarptığını, düşüncelerini yansıtan aynaların kırıldığını söylemişsin. Ve ilham perilerinin de bu nedenle gelmediğini ifade etmişsin. Bu gerçekten hoş bir benzetme olmuş. Ama dert anası olarak sana bir şey söyleyeyim mi? Sen boşver Parnas dağını ve ilham perilerini. O sadece bir hikaye. Eğer kendine gerçek bir ilham kaynağı arıyorsan, dünya tarihine bak. Dahilerin yaşamına bak. Ünlü edebiyatçıların, sanatçıların, bilim insanlarının yaşamı, ilham kaynağın olsun.
Mesela Einstein, ilk kez Kuantum fiziğinden bahsetmeye başladığında, çevresindeki kimseler ona deli dedi değil mi? Hele ki çoklu evren teorisini ortaya attığında, paralel evrenlerin olabileceğini, oralarda bizim eş benliklerimizin olduğunu söylediğinde ona akıllı diyen kimse var mıydı çevresinde? Leonardo Da Vinci'yi düşün dertli dostum. Bilirsin ki o, yalnızca bir ressam değildi. Resim sanatındaki kusursuzluğunun yanında, birçok alanda yaptığı çalışmaları vardı. Ona ne dediler peki? Aman Leonardo'cum ne akıllısın maşallah mı dediler? Yoo, o da iflah olmaz bir deliydi. Kaldı ki Nicola Tesla, Nietzsche, Kafka'ya falan değinmeye kalksan, bu dert mesajından bir kitap çıkarmamız gerekebilir. 😊
Fazla uzaklara gitmeyelim, bizim tarihimizde de bu akıllı delilerden var elbet. Mimar Sinan'ı hatırla dostum. Selimiye Camisinin inşaatında yumurta akı kullanmıştı. İnşaat alanına elinde yumurtalarla gelip, harca kırıp, karıştırmaya başladığında çevresindekiler " Koca Sinan delirdi!" dediler. Ama bak, günümüz sisteminin kölesi, akıllı modern mimarların, müteahhitlerin yaptıkları binalar, ilk depremde yerle bir hale gelip, insanlara mezar olurken; Koca Sinan'ın yaptığı Selimiye Camisi yüzyıllara meydan okuyor.
Gelelim Hezarfen Ahmet Çelebi'ye. Hezarfen, bin fenli demektir. Yani çok bilgili olduğundan bu isim ona verilmiştir. İlk kez uçacağını söylediğinde ona ne dediler? Tabii ki de deli! Ama o ne yaptı, ne etti, uçmayı başardı. Üstelik günümüzde uçak teknolojisi bu kadar ilerlemişse, bunda bizim gariban Hezarfen'in de, ufak da olsa katkılarının olduğunu düşünmeden edemem. Uçtu, sonra mükafat olarak sürgün edildi. Hatta ardından yüzyıllar sonra birileri çıkıp, "Yok efendim aslında Hezarfen uçmamış, rivayetmiş bu!" deyip, bir ezberin bozulmasını ört bas etmeye çalıştı. Ama gerçekler gün gibi ortada değil mi?
Yani bu dünya, aslında delilerin icadlarıyla yol alırken, akıllılar da boş boş konuşmaktan başka ne yapıyorlar dostum? O yüzden aldırma bunlara lütfen. Eğer sadece düşündüğün için Erenköy'e sevk edilmen gerekiyorsa, yalnız değilsin. Belki bu yüzden beni de sevk edebilirler. Ben de zaman zaman dünyanın uzaylıların simülasyonu olduğunu, şizofreni hastalarının paralel dünyalardaki eş benliklerinin yansımalarını hissettiklerini, uzaydaki kara deliklerin paralel evrenlere açıldığını düşünüyorum mesela 😉
Dostum, mesajında bir hayli içini dökmüşsün ben de sana aynı şekilde uzun uzun konuları açıklamak istedim. Ve bu, sanırım bugüne kadar yazdığım en uzun dert postu oldu. Ama güzel de oldu bence. Çok farklı konulara değinmiş olduk böylelikle. Şimdi gelelim diğer bir durumuna. İlaç meselesi, doktor sana ilaç kullanman gerektiğini söylüyorsa, bunu kullanmalısın. Ben dert anası olarak bu konuda sana aksi bir şey söyleyemem. Bu ilaçlar belki biraz sakinleşmeni, düşüncelerinin senin söylediğin gibi aklından çok hızlı akmasını engelliyordur. Bu aslında senin adına bir avantaj. Bir anda aklından çok sayıda düşüncenin geçmesi, rahatsız edici olabilir. Ama bununla beraber, unutma ki düşünmek insan evriminin geldiği son noktadır. Ve hiçbir ilaç senin düşüncelerini engelleyemez. Sen yine düşünmeye, sorgulamaya, üretmeye devam et dostum.
Yaşamından bahsetmişsin de, aslında ne renkli bir yaşamın olmuş. Türkiye'nin yedi bölgesini görmüşsün. Bu bölgelerde yaşayan kimselerin kültürlerini geleneklerini öğrenmişsin. Bununla da kalmayıp, yurt dışını dolaşmışsın. Birçok ülke görmüşsün. Ee tabii her gittiğin ülkede illa birilerini tanımışsındır değil mi dostum? Şimdi kim bilir sen bir anlatmaya başlasan, senden ne hikayeler çıkar. Hiç çekinme dostum yaz. Sana deli diyenler olabilir tabii, ama onlara aldırış etme. İlham kaynağın dünya tarihine yön veren akıllı deliler olsun. 😉
Mesela, gittiğin ülkelerdeki izlenimlerini anlatabilirsin. Orada yaşadıklarını, tanıdığın kimselerle olan ilginç diyalogları, anlatabilirsin yazarak. Seni zihninde rahatsız eden düşünceleri de yazabilirsin. Hem göreceksin, onları yazdıkça, paylaştıkça, bu düşünceler artık seni rahatsız etmeyecek. Hatta onları keyifle aktarmaya başlayacaksın. Bir kez onları anlatmaya başladın mı, o düşüncelerden korkulacak bir şeyin olmadığını da göreceksin.
Belki bir blog açmak, sana faydalı olabilir. İçinde ne varsa, bunları bloğunda anlatabilirsin. Veya belki ilerleyen zamanlarda bir kitap bile kaleme alabilirsin dertli dostum. Şu hiç tweet atmadığın Twitter hesabını da, bloğunu açtığın zaman kullanmaya başlayabilirsin. Bloğunda yaptığın paylaşımlarını orada da aktarıp, kısa zamanda kendine bir hayran kitlesi bile edinmen olası bir durum. Haydi bakalım göreyim seni dertli dostum, zihninde yazılmamış cümle kalmaması dileği ile. Sevgiyle kal...
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram






