Herkese merhaba. Bugün, hüzünlü bir gün. Bugün, tam da büyük usta Kemal Sunal'ın ölüm yıl dönümü. Ustayı kaybedişimizin üzerinden tam 19 yıl geçmiş derken, gelen bir başka ölüm haberiyle çok üzüldük. Bugün en sevdiğim şair, aykırı dizeleriyle bende ayrı bir yeri olan ve tabii Türk Edebiyatının gelmiş geçmiş en değerli şairlerinden biri, Küçük İskender aramızdan ayrıldı...
Kendisini sevenler bilir. Küçük İskender, bir yılı aşkın zamandır kanser denilen illetle mücadele ediyordu. Kendisinin kanser olduğunu öğrendiğim anda zaten çok üzülmüştüm. Üstelik medyada sağlık durumu hakkında hiçbir haberin olmaması da beni çok üzüyordu.
Malum, yeteneksiz ünlülerin tırnağı kırılsa haber yapılırken, İskender gibi değerli bir şairin ciddi bir hastalığı maalesef haber değeri taşımaz popüler kültürde. Hoş taşısa da belki kendisi hastalığı hakkında haber yapılmasını istememiş olabilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla kendisinden uzun süre boyunca hiçbir haber alamamıştık hastalığı süresince.
Daha bir iki gün önce aklıma gelmiş, sağlık durumunu merak etmiştim kendisinin. Ve hakkında Google'da bir arama yapmış, eski haberlerden başka bir şeye denk gelememiştim. Bugün ise, acı haberi aldığımda, gerçekten çok üzüldüm. Hatta tanıdığım birisini kaybetmişcesine kederlendim.
Neden bilmiyorum ama Küçük İskender'in şiirleri sanki eksik kalan bir yanımızı tamamlardı. Özellikle protest bir duruş vardı ki bazı şiirlerinde, onlar hepimizin içindekileri haykıran bir sesti sanki. Argonun, küfrün de hayatın bir parçası olduğunun ve bunların şiirlerde de olabileceğinin kanıtıydı onun şiirleri. Tıpkı Can Yücel, Neyzen Tevfik şiirleri gibi...
Bu yüzden bazı çevreler, onun tarzındaki diğer şairlere olduğu gibi ona da marjinal bir şair derlerdi. Gerçekten marjinal olarak tanımlar mıydı kendisini bilmiyorum ama iyi ve güzel bir insan olduğu kesindi. Henüz 55 yaşındaydı. Ve kanser denen illete yenilmeseydi, kim bilir daha ne eserler sunacaktı...
Sağlığındayken şiir geceleri düzenlerdi. Onun şiirlerini bana göre hiç kimse kendisinden daha iyi okuyamazdı. O yüzden ondan canlı şiir dinlemek bir ayrıcalıktı bana göre. Çıktığı televizyon programlarının birini bile kaçırmazdım o yüzden. Twitter'da sıkı bir takipçisiydim. Youtube'da yayınlanan şiir gecesi videolarının hemen hepsini izlemişliğim vardır.
Fakat gelin görün ki, kendisinin tek bir şiir gecesine bile gitmek kısmet olmadı. Keşke davet edildiğimde diyorum, ıvır zıvır işleri bahane etmeseymişim de gitseymişim...
Kendisiyle hiç karşılaşmadım elbette. Fakat onu tanıyan tanıdıklarım vasıtasıyla adıma imzalanmış bir Küçük İskender kitabı bana hediye edildiğinde "Bu, hayatımda aldığım en güzel hediye!" demiştim. Hala da öyle düşünüyorum. Yeri gelmişken görseli de sizlerle paylaşayım.
Bu değerli sanatçıdan böylesine güzel bir armağana sahip olmak, inanın çok güzel bir duygu. Anı olarak ömrümün sonuna dek saklayacağım...
Kendisinin edebiyatımıza olan katkıları çok büyük tabii. Bir gün fırsat olursa, yaptığı çalışmalardan da bahsetmek isterim.
Bugün bu yazıyı kaleme alma sebebim, yalnızca onu kaybetmemizden duyduğum üzüntüyü dile getirmek. Fakat belki de kendisinin de ifade ettiği üzere, "Bu dünyadan böyle bir adam geldi geçti" diyerek sevinmeliyiz bugün. Edebiyatımızda böylesine güçlü bir sanatçıya sahip olduğumuz için gurur duymalıyız onunla.
Huzur içinde uyusun sevgili Küçük İskender. Onu asla unutmayacağız. Bitirirken, kendisinin en ünlü şiirlerinden birini, kendi sesinden, kendi okuyuşundan sizlere armağan etmek istiyorum. Şiirin ismi,"Yağmura Çok Teşekkür Ederim"...
Şimdilik hoşçakalın...
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram





