Herkese merhaba. Hatırlayan dostlarımız vardır belki. "Edebiyatçıların Bilinmeyen Yönleri" başlıklı bir yazı dizim vardı bir zamanlar. Bu paylaşımlara oldukça uzun bir ara verdiğimi fark ettim. Halbuki sizlerden oldukça olumlu tepkiler almıştı. Edebiyat dünyasında iz bırakan yazarları tuhaf yanları, aşkları ve takıntıları gibi özellikleriyle ele almak, birçok dostumuza keyifli gelmişti. Okumayanlar için hemen şuraya daha önceki paylaşımlarımı bırakıyorum efendim.
Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Hemen bu yazı dizimizin bir başka bölümünü daha aktarmaya geçelim. Bakalım bugün kimler dert anasının kalemine takılacak. Hazırsanız, başlıyoruz.
1. Recaizade Mahmut Ekrem
Recaizade'yi lise yıllarından hatırlamayan yoktur değil mi? Hani şu edebiyatımızdaki ilk realist roman diye kabul edilen Araba Sevdası'nın yazarı. Hani şu Muallim Naci ile edebiyatımızın en büyük edebiyat tartışması olan "Zemzeme, Demdeme" tartışmalarının Zemzeme tarafında duran zatı muhterem. 😊 Genellikle her yerde onun yaşlı halini gösteren fotoğrafları vardır ama ben size bir gençlik fotoğrafını paylaşayım istedim. Görünüz bakınız, gençken ne yakışıklı bir beyefendiymiş kendisi.
Efendim Recaizade Mahmut Ekrem, tam bir İstanbul beyefendisiymiş. Giyimine özen gösteren, konuşmalarıyla, davranışlarıyla bulunduğu her ortamda beğeni kazanan biriymiş. Sürekli olarak okumayı, kendisini geliştirmeyi seven bir şahsiyet. Mükemmel bir Fransızcası var. Zaman zaman Fransızcadan önemli çeviriler yapmış. Galatasaray lisesinde öğretmen. Tevfik Fikret'in hocası. Ayrıca edebiyatımızdaki ilk edebiyat teorisyeni olarak kabul görüyor. Yazdığı Talim-i Edebiyat isimli eser, ülkemizde edebiyatın gelişmesinde oldukça büyük bir paya sahip.
Efendim Recaizade'nin yaşadığı o dönemlerde bilirsiniz "ince hastalık" olarak bilinen verem hastalığının henüz yaygın ve kesin bir tedavisi yok. Bu hastalık, o zamanlarda birçok kimsenin ölümüne neden olmuş. Bir dönem Recaizade'ye de bu hastalığın teşhisi konulmuş. Hastalık henüz başlangıcında olduğundan iyileşebilmiş. Bir süre yurt dışında tedavi görmüş, sonrasında ise Çamlıca Tepesi'ndeki evinde dinlenmiş. Hani eserlerini okuyanlar bilir, Çamlıca Tepesi ve oradaki mesire yerleri oldukça başarılı betimlemelerle ifade edilir eserlerinde. Bu başarının kaynağı, sanatçının orada bizzat bir dönem yaşayıp, yaptığı gözlemlere dayanır.
Çamlıca Tepesi deyip de geçmeyiniz ama. O zamanlarda orası cümle İstanbul'un boş vakitlerini geçirdiği, gezintiler yaptığı bir yer. Hani aşıkların buluştuğu, şemsiyeli hanımefendilerin,işlemeli mendillerinin üzerine Fransa'dan getirttikleri mis kokulu parfümleri sıkıp çaktırmadan sevdikleri beyler için yere düşürdüğü, beylerin de o mendili alıp, geceleri yastığının altına koyarak sevdiğine kavuşma hayalleri kurmasına imkan tanıyan bir mekan. 😉
İşte Mahmut Ekrem Bey'in eserlerinde anlatılan bu canlı tasvirler, aslında onun bizzat yaşadığı, gözlemlediği olaylar. Ve bir de efendim, Recaizade'nin oğlu Nijad'ın da kırık dökük bir hikayesi var. Oğlu Nijad, verem hastalığına yakalanıp, babası kadar şanslı olmamış maalesef. Nijad bu hastalıktan vefat ettikten sonra Recaizade bir daha asla toparlayamamış kendisini. Bu da kendisinin yaşlılık fotoğrafı. Nerede o yakışıklı beyefendi? Zaman kimseye acımıyor vesselam. Tabii çektiği acıların da onun böyle çökmesindeki payı çok büyük maalesef.
Mahmut Ekrem Bey oğlunun ölümünden sonra Büyükada'ya çekilerek adeta bir inziva hayatı yaşamış. Eserlerindeki ölüm, hastalık gibi kavramlar da aslında yaşadığı bu olaylardan kaynaklanıyor. Hatta kendisine "ağıtlar şairi" de deniliyor.
2- Alexandre Dumas
Geldik bir başka edebiyatçımızın ilginç bir yönüne daha... Monte Cristo Kontu isimli eseriyle tanınan Alexandre Dumas, aynı zamanda Üç Silahşörler ve Demir Maskeli Adam isimli eserleriyle de dünya edebiyatına iz bıraktı. Hatta Monte Cristo Kontu o kadar çok sevildi ki, günümüzde dahi bazı dizi ve film uyarlamalarında bu eserin kurgusundan ilham alınıyor. Revenge isimli dizi, bizde de İntikam adıyla uyarlanmıştı hatırlarsınız belki. İşte bu dizinin intikam kurgusu aslında Monte Cristo Kontu'ndan izler taşıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim istedim.
Alexandre Dumas, eserlerindeki başarının yanı sıra bir de çapkınlığıyla tanınıyor. Çapkınlık ki ama öyle böyle değil. Kendisi zaten evli. Ve bir de bunun üzerine her gün başka bir hanımla gününü gün ediyor. Bir rivayete göre kırk sevgilisi varmış. Bunların hepsini de aynı dönemde idare etmeyi başarıyormuş maşallah. 😆
Peki çok mu yakışıklıymış da hanımlar ölüp bitiyormuş bu beyefendiye? Hayır aslında. Yukarıda fotoğrafını paylaştım. Üstelik yemek yemeyi çok sevdiğinden ötürü, bayağı da bir kiloluymuş. Ama hanımlar bu beyefendinin edebiyat yeteneğine hayranmış. Çok güzel sözler söyleyip, cinsi latifi kendisine hayran bırakıyormuş. Çapkınlığının sırrı buymuş diyorlar. 😊
3- Şemseddin Sami
Tanzimat dönemi sanatçılarımızdan Şemseddin Sami'nin edebiyatımız için bir hayli büyük katkıları var. Bir kere edebiyatımızda roman türünün ilk örneğini "Taaşşuk-u Talat ve Fitnat" isimli eseriyle vermiş kendisi. Aynı zamanda Orhun Yazıtları üzerinde önemli çalışmalar yapmış. Kamus-i Türki adındaki ilk modern Türkçe sözlük çalışmasını gerçekleştirmiş. Aynı zamanda Kamus'ül Alam adındaki ilk Türkçe ansiklopediyi yazmış.
Tabi bunları yaparken, yani çalışma sırasında bazı tuhaf huyları varmış beyefendinin. İlle de mum ışığında yazması gerekiyormuş. O zamanlarda yeni yeni kullanılmaya başlanan petrol lambalarını hiç sevmezmiş. Yazarken mutlaka yerde, özel minderinde oturmak istermiş. Vişne çürüğü renginde çuha kaplı bir minderi varmış. Onda oturmazsa ilham gelmezmiş.😊
Daha çok geceleri çalışmayı seven Şemseddin Sami, mavi kağıtlar kullanmayı tercih edermiş. Bir de dökülmez bir mürekkep hokkası bulunsun istermiş yanında ki, ufak sakarlıklar yaparsa, mürekkep dökülüp, etrafı berbat etmesin diye. Ayrıca işlerini bitirdiğinde keyiflenmek için mutlaka konyaklı çay içermiş. Bir de odasının tozunun alınmasına inanılmaz şekilde sinirlenirmiş kendileri. Özellikle yazı yazdığı masanın, kağıtlarının karıştırılmasına çok kızarmış. Yani Şemseddin Sami, yalnızca edebiyatta değil star kaprisi yapmada da en usta sanatçılardan biriymiş. Ne dersiniz? 😉
Bir edebiyatçıların bilinmeyen yönleri paylaşımımızı daha burada noktalıyorum. Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Madem bugün Tanzimat dönemi edebiyatçılarından bahsettik, bitirirken size şu ilginç yoruma sahip rap şarkısını paylaşmak istiyorum. Öğrencilere eser ve sanatçı isimlerini kolay ezberlemeye yardımcı olmak için yapılan bir çalışma bu. Özellikle sınava hazırlanan arkadaşlar varsa veya öğretmen arkadaşlar, onlar için eğlenceli olacağını düşünüyorum. 😊
Yorumlara katılmayı, sanatçıların bu ilginç yanları hakkında neler düşündüğünüzü anlatmayı unutmayın. Şimdilik hoşçakalın.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram







