Herkese merhabalar. Bir etkinlik başlığına daha katılmanın heyecanı içindeyiz efendim. Sevgili Erhan Çakırlar tarafından Facebook'ta Büyük Blog Yazarları Birliği grubunda yeni bir başlık etkinliği daha başlatıldı. Daha önceden hatırlarsınız Zihnimde Hala Yazılmamış Cümleler Var başlığı belirlenmişti. Biz de konuyu ilhamsız kalmış bir dertli dostun sorusuna uyarlayarak, cevaplamıştık.
Şimdiki konumuz doğa. Konu başlığımız ise "Umutlar Yeşersin Geleceğe" olarak belirlendi. Hal böyle olunca ben konuyu insanlığa yazılan bir mektup ve genel olarak bir iç dökme olarak ele almak istedim. Hazırsanız, Erhan Çakırlar'a bu güzel etkinlik için teşekkürlerimizi ileterek başlayalım.
Sevgili İnsanoğlu,
Son birkaç yüzyılı ne kadar da zor atlattık öyle değil mi? İki tane dünya savaşı, atom bombaları, soy kırımlar... İnsanoğlunun dünyayı yakıp yıkması bir yana, kendi türüne dahi bu kadar zulmeden başka bir canlının dünya yüzünde bulunmaması ise, en acı gerçek sanırım. Dolayısıyla mektubuma başlarken kullandığım "sevgili" ifadesini adettendir diye seçtim. Çünkü insanoğlu, özellikle son birkaç yüzyılda şu dünyaya yaptıklarına bakarsak, bazı insanların hiç sevilecek bir yanı kalmadı maalesef! Hele bazen öyle haberler okuyoruz ki, hani "evlat olsa sevilmez" deyimi tam da bu durumu özetler nitelikte...
Neler yaşandı dünyada son yüzyıllarda hemen bir hatırlayalım. Küresel ısınma, buzulların erimeye başlaması, iklimlerin değişmesi... Denizler kirlendi, sayemizde koca koca okyanusların tabanları bile bir plastik atık çöplüğüne dönüştü. Yiyiniz, içiniz ve atınız efendim! Geri dönüşüm kutusu mu? Hadi yaa, kim gidecek oraya kadar. Şuraya attım gitti. Vergi ödüyoruz o kadar, belediyeler toplasın işi ne? Toplasın güzel kardeşim pek tabii bunu yapıyorlar da zaten ama senin tüketim ve kirletme hızına değil belediye, hızıyla ünlü süper kahraman The Flash olsa yetişemez sanki ne dersin?
İçme suları da aynı şekilde kirletildi ve hali hazırda tükeniyor. Ha gayret böyle devam edelim ki, önümüzdeki yüzyılda sizlerden devam edecek nesiller, susuz kalabilsin. Bize ne caanıım! Biz görmeyeceğiz ki o günleri nasılsa. Önemli olan bizim varlığımız, biz gittikten sonra ne yaparsa yapsın sonrakiler...
Bunlar yetmez gibi bazı canlı türleri insanoğlunun hunharca çabaları yüzünden tükendi. Kalanları da bu azimle şurada üç beş seneye tüketiriz evellallah! Neden? Denizdeki balıkların canlı canlı karnını kesip, yumurtalarını alıp, onları yiyecek kadar aç gözlü bir insanoğlu var da bu yüzden. Çünkü zenginler sabah kahvaltısında havyarsız ne yapar sonra? Bazı dönemlerde avlanma yasağı konulsa da ne önemi var ki bunun yahu! Yeter ki daha çok yiyelim,daha çok semirelim.
Sadece balıklar değil mevzu tabii. SPOR adı altında ellerimize tüfekleri alıp, gidip avlanıyoruz zaten. Dağda, ormanda vurup, etini yemediğimiz bir canlı kalmamalı çünkü. Sonra ölürüz açlıktan falan mazallah neyimize gerek! Onların yavruları mı var? Böylelikle canlıların nesli mi tükeniyor?Eee napalım şimdi canım. Eğlencemizden mi olacağız? Laf-ı güzaf işte... Çünkü insanoğlunun nazarında avlanmak, bir eğlence ve spor olarak kabul ediliyor...
Haydi yeme amacıyla avlanmayı da geçtim, sırf gençleşeceksin, egonu okşayacaksın, zamana meydan okuyacaksın diye üretilen o kozmetik ürünlerin denek hayvanları üzerinde denenmesine ne demeli? Aaa, üç beş tavşanın, maymunun falan ne önemi var ki? Zaten denek hayvanı olmasalar, biz onları her şekilde yok ediyoruz. İnsanlığa hizmet! ediyorlar sonuçta... Peki güzel kardeşim, neden bu canlı türlerinin hepsi sana hizmet etmek zorunda? Laboratuvarda kendin denek olsana! Madem sen gençleşeceksin, güzelleşeceksin, kazık çakacaksın bu dünyaya. Hiç değilse yaşamının bir anlamı olsun değil mi? Böylelikle yiyip, içip tüketmekten daha önemli bir şey yapmış olursun belki.😆
Sırf kürklerini almak için işkencelerle hayvanları öldürmek de gayet normal. Hem hayvan bu ne yapacak ki kürkü? Oysa biz giydiğimizde havalı oluyoruz. Kürkün üzerine yine doğaya zarar vererek topraktan çıkardığımız bilmem kaç karatlık elmasları, altın takıları da taktık mı değmeyin keyfimize vallahi. Bir de onları çeşitli markalarla oldukça pahalıya üretiyoruz ki kapitalizmin çarkları dönebilsin diye...
Hele ormanlara yapılanlar... Keselim gitsin! Kesemedik mi? O zaman yakalım, bak bu kesin çözüm! Ve yerlerine koca koca binalar dikelim. Ormanlar yerinde durdukça para kazandırmıyor ki sonuçta. Ama inşaatlar sağlam rant kapısı. Ormanlar nefes almamızı sağlıyor ve iklim koşullarına olumlu etkileri falan mı var? Amaan, adam sen de! Biz her türlü nefes alırız ki alimallah! Yeter ki asıl can damarlarımız, para kaynaklarımız tükenmesin. Paramız olursa, dünyayı katlettiğimiz yetmez gibi Mars'a gider yerleşir orayı da birkaç bin yılda yok ederiz ki...
Aslına bakarsan insanoğlu, sen hep böyle bencildin. Hep nefsinin esiriydin. Taa ki o elmayı yeyip, cennetten kovulduğun günlere dayanıyor bu esaretin temeli. Bu olayda her ne kadar şeytanın seni kandırmasının payı olsa da, bana sorarsan bazen şeytana pabucunu ters giydiren hamlelerin oluyor bu dünyada.
Bu dünyaya verdiğin zararlara bakarsak, bunlar şeytanın değil, senin eserin insanoğlu... Sen hep dünyaya ve dahi tüm canlılara hükmetmek istedin. Hep savaşlar verdin bu sebepten. Ve senin en büyük savaşın, aslında doğaya karşı verdiğin savaştı. Halbuki yeryüzüne ayak bastığın ilk yüzyıllarda ne de korkuyordun doğadan öyle değil mi? Şimşekler çaktığında, depremler olduğunda, volkanlar patladığında, fırtınalar estiğinde henüz gelişmemiş olan bilincin, bunların altında sebepler arıyordu. Tanrının seni cezalandırdığını düşünüyordun. Hatta ondan korktuğun, yenemediğin için doğanın bizzat Tanrı olduğunu düşünüp, tapınıyordun ona. Ama sonra gelişip, bunların sebeplerini anlayınca bu kez doğaya üstün gelme isteğine kapıldın. O günden beridir de doğayla mücadele halindesin.
Şimdi de korkuyorsun değil mi insanoğlu? Haydi itiraf et lütfen. Buzulların erimesi, dünyanın ilerleyen yüzyıllarda sular altında kalacağı fikri seni korkutuyor. Bin yıllardır yeryüzünde kurduğun medeniyetin yok olmamasını istiyorsun. Şimdilerde bu yüzden ki, umutlar yeşersin geleceğe diyorsun. Halbuki bir baksan dünyadaki canlıların yaşamına, bu bin yıllar hangi canlı türlerini yok etti, aldı götürdü dünya üzerinden. Yapı itibariyle senden daha güçlü olmalarına rağmen dinozorlar bile yok oldu sonuçta. Eğer böyle devam edersen, bu doğa seni de yok edecek gibi görünüyor. Çünkü bilmelisin ki aslolan senin altmış yetmiş veya taş çatlasın yüz yıllık ahir ömrün değil, milyonlarca yıldır varlığını sürdüren ve sürdürmeye de devam edecek olan doğadır.
Ey İnsanoğlu, umutlar yeşersin geleceğe düşüncesini yaşatmak için doğayla bir mücadele değil, uyum halinde olman gerektiğini anlaman şart! Çünkü kabul etsen de etmesen de insanoğlu, sen aslında doğanın bir parçasısın. Ve ait olduğun bütünle savaştığın sürece kaybetmeye, yok olmaya mahkumsun.
Umutların yeşermesini istersen, önce kendi ruhunu yeşertmelisin. Bu da ancak kendinden başka varlıkların varlığına saygı göstermeye, azıcık duyarlı olmaya başlamakla sağlanacak.
Dünya yüzünde yaşayan tüm iyi yürekli, güzel insanların umutlarının yeşermesi dilekleriyle. Umutlar yeşersin geleceğe diyoruz efendim. Sevgiyle kalın...
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram







