"Dert anası selam. Aslında benim sorum bir dert sayılır mı bilmiyorum. Dertten çok bu aslında insanoğlunun hatta tüm canlıların doğal sürecinde yaşanan bir durum. Yaşlanmak! Ben 42 yaşında bir erkeğim. Hiç evlenmedim. Çoluğa çocuğa karışmadım. Bu tabii benim tercihimdi. Evlilik bana göre bir şey değil. Bu halimle aslında çok huzurluyum. Azıcık aşım kaygısız başım diyorum kendi kendime. Beni huzursuz eden işin yaşa ilişkin kısmı. Geçenlerde bir düşündüm de 8 sene sonra 50 yaşında olacağım ben ya! 50 yaş fikri korkunç geldi gözüme bir anda. Ben ne ara bu yaşa geldim. Bunca zaman nasıl geçip gitti anlamadım ki. Daha dün ilkokulun bahçesinde oyun oynamıyor muyduk biz! Hayatıma bakarsak, elde ettiğim hiç öyle büyük başarılarım falan da yok. Klasik bir okuldan ortalama puanlarla mezun oldum. Çalıştığım işlerle günümü kurtardım sadece hepsi bu. Sahip olduğum aman aman bir yeteneğim bile yok. Yalnızca ara ara bazı hikayeler yazardım. Gençken bunları bir kitapta toplamayı çok istemiştim. Ama sonra iş güç hayat telaşı derken kaynadı gitti. Ne hayallerim vardı, hiçbirini gerçekleştirecek fırsat bulamadım. Ömrümü boşa harcadığımı geçen gün fark ettim dert anası. Bu fikir aklıma girdiğinden bu yana, her şey için çok geç kaldığımı düşünmeye başladım. Hayatın sonuna geldiğimi düşünmeye başladım. Yaşlandığımı, bundan sonra hiçbir şeyin iyi olmayacağını... Senden ricam, bana terapi almamı söyleme. Çünkü gitmem terapiye. Böyle şeylerin çözüm olduğunu zannetmiyorum. Sen ne düşünüyorsun bu konuda. Ne yapsam da kurtulsam bu kötü ruh halinden.. Keşke bir zaman makinesi olsa, geçmişe dönsem dediğin olmaz mı seninde. Ben şu aralar sürekli böyle diyorum çünkü. Neyse fazla uzatmayayım. Tavsiyelerini merakla bekliyorum."
Merhaba sevgili dertli dostum. Orta yaş sendromuna hoş geldin. Aslında bu bahsettiğin duruma 50 yaş sendromu da deniyor. Hayatta hiçbir başarının olmadığını söylemişsin ama yanılıyorsun. Sen, 50 yaş sendromuna 42 yaşında girmeyi başaran, ilk ve tek örneksin. Bu büyük bir başarı valla. Tebrik ediyorum seni dostum. Bunu başardığın için bir rekorlar kitabına falan aday olabilirsin kesin. 😊
Sevgili orta yaş sendromlu dostum, acelen ne acaba? Yahu daha önünde kapı gibi 8 yılın var evelallah! Evet yıllar su gibi akıp geçiyor ama kendini böyle üzmek, sana ne fayda getirecek! Sen daha şimdiden bu durumdaysan, 50 yaşına girdiğin günü düşünmek bile istemiyorum. Böyle gidersen 50. doğum gününde doğum günü pastası yerine sana cenaze çelengi alıp gelsinler istersen. Hatta happy birthday şarkısı yerine ağıt yakıcıları da çağıralım olsun bitsin! 😊
Dur bakalım şimdi, bir sakin ol! Ne demişler, çıkmadık candan umut kesilmez! Ve nefes almaya devam ettikçe, bir şeyler için umut var demektir. Tamam sana terapiste gitmeni önermeyeceğim. Öyleyse bakalım dert anası olarak sana neler söyleyebiliriz. Öncelikle, şunu unutma ki, hiçbirimizin yaşamı dört dörtlük geçmedi. Her birimizin kimbilir ne hayalleri vardı yaşama dair. Bunların bazılarını gerçekleştirdik, bazıları ise tatlı ve hoş hayallerden ibaret kaldı.
Zaman makinesi konusuna gelince, evet ben de bu konuları bazen düşünüyorum. Şu Tesla'nın ömrü biraz daha vefa etseymiş, şu makineyi tamamlayıp da ahirete göçseymiş fena olmayacakmış. Ama elimizde böyle bir şans yok. Elimizde hızıyla zamanı durdurup geriye döndüren süper kahraman Flash da yok. O zaman elimizde ne varsa onunla yetineceğiz mecbur. 😊
Sevgili dostum, mesajındaki başarı kısmına da ayrıca değinmek istiyorum. Başarı kavramıyla neyi kastettiğini anlayamadım ama kastettiğin şey bir Einstein, Picasso, Bill Gates falan olmak ise, maalesef hiçbirimiz bunu da başaramadık. Senin mantığından yola çıkarsak, hepimiz hayatımızı boşa harcadık. Yaşımız da 50'ye gidiyor. O zaman yakalım kara kınaları, çekelim zılgıtları! Bir de dövünmeye başladık mı tamam. Al sana arabesk temalı, acıklı bir sahne! İstediğin gerçekten bu ise, buyur tepe tepe kullan. Ama yok değilse, gel 50. doğum gününü en keyifli şekilde nasıl geçirebilirsin, bunu planlamaya başlayalım.
Sevgili dertli dostum, evet 18 yaşına kadar zaman bir türlü geçmek bilmez. Hepimiz bir 18 yaşıma geleyim, şunu yapacağım, bunu yapacağım diye planlar kurarız. Ama o zaman bir türlü geçmez. Ardından 18 oluruz, üniversite iş, güç koşturma derken 20'li yaşların nasıl geçtiğini anlamayız. Bir bakarız ki 30 olmuşuz. Sonra yaş 35 yolun yarısı derler. 35'e gelince hafiften bir noolduk be! oluyor insan haliyle. 😊 İşte ondan sonrası da hızla akıp gitmeye devam ediyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Bu yaşadıkların aslında herkesin yaşadığı, senin de bahsettiğin o doğal sürecin bir parçası. Üzülme dostum yalnız değilsin. Ve 50 yaş sendromu aslında sana 8 yıl sonra uğrayacak. Belki de şimdiden buna hazırladığın için kendini, 50 yaş sendromunu hiç yaşamazsın. Çık bakalım o ruh halinden de, o güne kadar neler yapabiliriz bir gözden geçirelim.
Hikayelerinin olduğunu ve iş güç derken onları bir kitaba dönüştüremediğini söylemişsin. Peki neden şimdi bu hikayelerine yoğunlaşmayı düşünmüyorsun? Aman aman bir başarının, yeteneğinin olmadığını söyleyerek, kendine fazlasıyla haksızlık etmiyor musun acaba? Kolay mı yazma yeteneğine sahip olmak? Sen şimdi bu mantıkla dersin ki, bu yaştan sonra kitap mı bastırayım? Peki ben sana kırk yaşından sonra ünlü olanlar hakkında uzunca bir liste versem, dudağın uçuklar mı? Bir deneyelim bakalım!
Efendim Henry Ford, Hani şu ünlü otomobil markasının üreticisi olan. Kendisi ilk aracını tasarlayıp, piyasaya sürdüğünde 45 yaşında idi. Charles Darwin, Türlerin Kökeni isimli ezber bozan kitabını yazdığında 50 yaşındaydı. Ünlü oyuncu Samuel Jackson, ilk filmi Ucuz Roman'da oynadığında tam 46 yaşındaydı. Bu kimseler de eğer senin gibi düşünselerdi, bugün onların varlığından bile haberdar olmayacaktık dertli dostum. Kederler içerisinde, vayy benim hayatım berbat geçti, yapamadım edemedim derken, göçüp gideceklerdi bu hayattan. Öyleyse şimdi, bu kötü ruh halini hemen üzerinden def etmenin ve başarmak istediklerine odaklanmanın vaktidir. 50 yaşına kadar bir değil, birçok kitap çıkarabilirsin. Hatta 50. doğum gününde kitapların için bir imza günü düzenler, geriye dönüp baktığında ne saçma şeyler için kendini üzdüğünü düşünürsün.😉 Nasıl? Yeterince havalı ve keyifli değil mi? 😊 Bu şimdi sana keyifli bir hayalden öteye gidemez gibi gelmesin. Unutma, istersen başarırsın.
Kendi tercihin olarak evlenmediğini ve çocuk sahibi olmadığını söylemişsin. Anladığım kadarıyla, bundan da herhangi bir şikayetin yok. Aslında bu durumu kendin için bir avantaja dönüştürebilirsin. Şöyle ki, çoluğa çocuğa karışan kimseler, hayallerini gerçekleştirmekte daha çok zorlanabiliyor. Çünkü onların odağında her şeyden önce evlatları oluyor. Sende böyle bir şey olmadığına göre, daha özgürsün. Olayı bir de bu yanından düşünsen daha iyi olur mu acaba?
Mesela, gezip görmek istediğin yerler varsa, bunun için birikim yapabilirsin. Karşında evin mutfak masrafları, çocuğun okul taksitleri gibi masraflar yok. Kendin için keyifli hobiler edinmek, bunlar için harcama mı yapmak istiyorsun, yapabilirsin. Çünkü kendinle baş başasın dertli dostum. Evet, yalnız olmak aslında o kadar da kötü bir şey değildir. Ve istediğin an, istediğin kimseleri yaşamına dahil ederek, bu yalnızlığa veda etmek de senin elinde. Ne istiyorsan, onu yapabilir, nasıl istiyorsan öyle yaşayabilirsin. Yani buradan bakıldığında bana durumun o kadar da beter gelmedi. 😊
Şimdi tüm bu söylediklerimi bir değerlendir bakalım. Ve uzun havaları, ağıtları bir kenara bırak da kendine gel, toparlan.😊 İnan ki yaşadığımız sürece, hiçbir şey için geç kalmış sayılmayız. Hem bir düşünceye göre "Hayat kırkında başlar." Sen de kırklı yaşlarının başındasın henüz. Bu döneminin keyfini çıkar olur mu. Şimdilik sana önerilerim bu kadar. Okuyucularımız da sana yorumlardan tavsiyelerde bulunabilirler. Takipte kalmayı unutmayın dostlar.
Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Google+ – Instagram





